Koronavirüs hem gündelik hayatımızı hem de ekonomik hayatımızı önemli ölçüde etkiledi. İşsizliğin artmasına , ülkedeki ticari hayatın önemli ölçüde durmasına neden oldu. Ve bu durum daha da sürecek gibi gözüküyor. Ve bu sürecin de daha ne kadar devam edeceği belirsiz.

Dünyanın en büyük ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri’nde bile yılın ilk üç ayında ekonomi yüzde dört virgül sekiz küçüldü. Bu oran, beklenenin biraz üzerinde. Ülkede nisan ayında işsizlik oranının da yüzde 16’yı geçeceği tahmin ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde salgın öncesinde işsizlik yüzde 3,5 civarındaydı. Amerika gibi ülkelerin sayısı da artacak gibi duruyor.

Peki bu virüsten dolayı bir ülke sorumlu olabilir mi ? Ekonomik zararımızı karşılamakla mükellef tutulabilir mi ? Bunun hukuki gerekçesi nedir ? Dava açılsa bile bir sonuca ulaşabilir miyiz ? Bu yazımda bunu değerlendireceğim.

Bu konunun incelenmesi için öncelikle haksız fiil ne demektir ve unsurları nelerdir sorusunu cevaplamak gerekir.

1. Haksız fiil sorumluluğu[2]

Hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiş olup, haksız fiilden doğan borçlar; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.-76. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Haksız fiil kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. 6098 sayılı TBK’nın 49. maddesinde belirtildiği üzere bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir.

BK 49’a göre Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Haksız fiilden söz edilebilmesi için TBK’nın 49/1. maddesine göre şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez.

Bunun yanı sıra TBK’nın 49. maddesinin 2. fıkrası, zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kimsenin de, bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenlemiştir.

Bu nedenle, hukuka aykırı fiilden kaynaklanan haksız fiil sorumluluğunun koşullarına değinildikten sonra, ahlâka aykırı fiilden kaynaklanan sorumluluğun farklı yönlerinin ayrıca incelenmesinde yarar görülmektedir.

a) Hukuka aykırı fiil

Bir kimsenin kusura dayanan haksız fiil sorumluluğunun temel şartı, sorumlu tutulacak kişinin işlediği bir fiilin (eylemin) bulunmasıdır. Kendisinden tazminat istenen şahsın fiili yoksa sorumluluğu da söz konusu olmaz (Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.2, İstanbul 2013,10. Bası, s.12 vd). Bir kimseye ahlaka aykırı bir fiille kasten zarar veren kişi, ortaya çıkan salt ekonomik zararı da tazmin etmek yükümlülüğü altındadır. Bu fiiin dürüstlük kuralını da ihlal etmesi gerekir.Dürüstlük kuralına aykırı bir davranış sonucunda ortaya çıkacak zararlar mutlak hak ihlallerinin yanı sıra ve hatta daha ziyade salt ekonomik zarar da olabilir. Ancak bu görüş uyarınca dürüstlük kuralının ihlal edilmiş olması zaten bir temel koruma normunun ihlali sayılacağı için, hukuka aykırılık bağının tesisi açısından ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek kalmayacak, salt ekonomik zararlar da pekâlâ tazmin edilecektir.[3]

Haksız fiil hukuku bakımından hukuka aykırılık, “kişilerin mal ve şahıs varlıklarını doğrudan doğruya veya dolaylı bir şekilde koruma amacı güden, yazılı ya da yazılı olmayan emredici davranış kurallarının ihlali”dir. Kişilerin mal ve şahıs varlıklarının hukuk düzeni tarafından doğrudan doğruya korunması, herhangi bir hukuka uygunluk sebebi bulunmadıkça, mutlak hak ihlâllerinin hukuka aykırı kabul edilmesini ifade eder. Nitekim mutlak haklar, herkese karşı ileri sürülebilen yani hukuk düzeninin herkesi herkese karşı riayetle mükellef kıldığı haklar olarak nitelendirilir. Şahıs varlığı değerlerinden olmak üzere, yaşam hakkı ve beden bütünlüğü ile sosyal ve manevî kişilik hakları; mal varlığı değerlerinden ise ayni haklar, bilhassa mülkiyet, hukuk düzeni tarafından bu şekilde korunan haklardır. Üstelik bu hakların ihlalinin, özel bir hukuka uygunluk sebebi bulunmadıkça hukuka aykırı kabul edilmesi, çeşitli hukuka aykırılık teorileri açısından ortak bir anlayışı ifade etmektedir. Buna karşılık, mutlak haklar dışında kalan diğer menfaatlerin ihlalinin hukuka aykırı olarak kabul edilebilmesi, objektif hukuka aykırılık teorisine göre, bir özel koruma normunun varlığına ve bu norm ile ihlal edilen menfaat arasında ayrıca hukuka aykırılık bağının bulunmasına bağlıdır (Demircioğlu, R.: Aldatılan Eş Tarafından Üçüncü Kişiye Yöneltilen Manevi Tazminat Taleplerinde Hukuka Aykırılık Unsuru, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, Sayı:3,2016, s. 695).

b) Zarar

Sorumluluk hukukunun temel kavramı olan zarar, genel olarak zarar görenin malvarlığı değerlerinde istemi dışında meydana gelen azalmadır.[4]

Zarar verici fiil olmasaydı kişinin mal varlığının içinde bulunacağı durum ile zarar verici fiil sonucu kişinin mal varlığının aldığı durum arasındaki fark zararı oluşturur. Zararın dar ve geniş olmak üzere iki anlamı vardır. Dar anlamda zarar, kişinin mal varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeyi ifade ederken, geniş anlamda zarar, kişinin sadece mal varlığındaki azalmayı değil kişi varlığında uğradığı zararı da ifade eder (Özmen, E.S./Vardar Hamamcıoğlu, G: Evli Kişiyle Birlikte Olan Kadına/Erkeğe Yöneltilen Manevi Tazminat Talebi ve Özellikle Konuya İlişkin Yargıtay Kararları Üzerine Düşünceler, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 22, Sayı: 3,2016, s. 2368

Manevi zarar, kişilik hakları hukuka veya ahlâka aykırı bir fiille saldırıya uğrayan kişinin duyduğu acı, elem, üzüntü ve kederi ifade eder. Hukukumuzda kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu söz konusu olup, TBK’nın 56.

maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ağır bedensel zarar ve ölüm hâli dışında kişilik hakkına saldırı nedeniyle yansıma yoluyla manevi zarar tazminine imkân veren başka hüküm bulunmamaktadır.

Fiili zarar ve yoksun kalınan kar olmak üzere ikiye ayrılır. Yoksun kalınan kar, haksız fiil sebebiyle mal varlığında meydana gelmesi engellenen çoğalmayı ifade eder. Örneğin, çiftçinin hayvanlarınıntelef olması sebebiyle, hayvanlardan elde ettiği ürünlerin (ineklerin sütü,tavukların yumurtası gibi) satışından elde ettiği gelirden mahrum kalmasımal varlığındaki artış imkanının kaybolmasıdır.[5]

c) Nedensellik (İlliyet) bağı

Haksız fiil nedeniyle tazminat sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için gereken koşullardan birisi de fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Zararın işlenen fiilin sonucu olmadığı durumlarda zararın tazmininin failden istenebilmesi mümkün değildir. Zarar görenin davranışı ile bu davranışının zararaetkisi illiyet bağı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Dolayısıyla, her iki tarafın dav-ranışı sorumluluğun ve tazminatın belirlenmesinde önemli bir rol oynar.Hukuka aykırı bir fiil işleyen kimse ancak bu fiilin sebep olduğu zararlarıtazminle yükümlüdür. Sebep olmadığı bir zararın tazmininin istenmesihukuk mantığına aykırıdır.[6]

d) Kusur

Kusur, hukuka aykırı sonucu istemek (kast) veya bu sonucu istememiş olmakla beraber hukuka aykırı davranıştan kaçınmak için iradesini yeter derecede kullanmamaktır.

Kast, kusurun en ağır derecesidir. Failin hukuka aykırı fiili sonucun bilincinde olduğunu ve bu sonucu istediğini ifade eder. İhmal, hukuka aykırı sonucu arzu etmemesine rağmen bu sonucun meydana gelmemesi için iradesini yeter derecede kullanmamak, hâl ve şartların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemektir (Oğuzman/Öz, s.54 vd.).

Kusurluluk kasıt ve ihmal olarak ikiye ayrılır.Kasıt fiile ve onun neticelerine yönelen iradedir. Hem hareket hem sonucun istenmesidir. Bir hukukun ihlali bilinci şarttır. Hata kastı kaldırır.[7]

Çin’in İhlal Yaptığına Dair Somut Kanıtlar

ABD’nin Missouri eyaleti, yeni tip corana virüs (Covid-10) salgınıyla ilgili dünyaya yalan söylemekle suçladığı Çin hükümetini dava etmiştir.. Missouri Başsavcılığı, Çin hükümeti ve Çin Komünist Partisi’ni salgında ”bilgi gizlediği, ihbarda bulunanları tutukladığı ve salgının bulaşıcı doğasını inkar ettiği” gerekçesiyle mahkemeye vermiştir. Çin’in eylemlerinin Missouri eyaletinde can kayıplarına ve ciddi ekonomik sorunlara yol açtığı belirtilen iddianamede, “Çin hükümeti, Covid-19 tehlikesi ve bulaşıcı doğası hakkında dünyaya yalan söyledi ve hastalığın yayılmasını durdurmak için neredeyse hiçbir şey yapmadı. Çin hükümeti bu eylerimlerinden sorumlu tutulmalı” ifadelerine yer verilmiştir.[8]

İngiliz dış politikası düşünce kuruluşu Henry Jackson Derneği, Çin’in Covid-19’un dünya üzerindeki ekonomik etkisinden sorumluluğu olduğu yönünde rapor hazırladı. Raporda Çin hükûmetinin uluslararası sağlık sorumluluklarını ihlal ettiğine dair deliller de sunuldu. Küresel olarak 1 milyon 300 binden fazla insanı enfekte eden, 70 bin kişinin de ölümüne sebep olan koronavirüsün İngiltere, ABD ve Japonya da dâhil olmak üzere G7 ulus grubuna 3,2 trilyon sterline mal olduğu belirtilen raporda bu zararların Çin’den tazmin edilmesinin yolları anlatılmıştır.[9]

Açılacak davaların hepsinde de Çin Komünist Partisinin en kötü haberleri dış dünyadan gizlemeye çalıştığı ve hastalığın yayılmasına sebep olduğu yönünde iddialar vardır. Raporda, Çin hükûmetinin hastalığı erken ele alması ve Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) yeterli bilgi vermemesi, Pekin yönetiminin imzaladığı ve yasal olarak mecburi tuttuğu bir antlaşma olan Uluslararası Sağlık Tüzüklerinin (UST) Altıncı ve Yedinci Maddelerini ihlal ettiği iddia edilmiştir. Bu ihlaller, salgının çıkış yeri olan Vuhan’ın dışına hızla yayılmasını sağladığı iddia edilmiştir.

Henry Jackson Derneğinin hazırladığı raporda Çin hükûmetinin ihmalleri şöyle sıraladı:

UST’lerin altı ve yedinci ve 12 maddelerini ihlal ederek insandan insana bulaşma delilini ortaya çıkaracak verileri sakladığı iddia edilmiştir.[10]

Dernek tarafından açıklanan raporda Çin’in salgın ile ilgili ihmalleri ise şu şekilde sıralandı:[11]

– Uluslararası Sağlık Tüzükleri’ne aykırı şekilde insandan insana bulaşma delilini, farkına varmasından itibaren 3 hafta boyunca açıklamaması,

– 2 Ocak-11 Ocak arası dönemde enfeksiyon sayısını Dünya Sağlık Örgütü’ne hatalı bildirmesi,

– Hayvan kaynaklı viral enfeksiyonlardan kaçınabilir vektörleri yasaklamaması,

– 23 Ocak 2020’de virüsün insandan insana geçebileceği bilgisini paylaşsa da 5 milyon kişinin bölgeden ayrılmasını önlememek.

İhlal Edilen Maddeler

Uluslararası Sağlık Tüzüğü Madde 6

Salgın süresince 3 üncü ve 5 inci maddelerde yazılı bildirimler ve bilgiler Örgüte düzenli olarak gönderilen bildirilerle tamamlanır. Bu bildirimler imkan nispetinde sık ve ayrıntılı olmalıdırlar. Olay ve ölüm sayısı en az haftada bir kez bildirilir. Hastalığın yayılmasını önlemek için alınan tedbirleri, özellikle bulaşık bölgeden ayrılan gemiler, uçaklar, trenler, kara taşıtları, başka taşıt araçları ya da koyacaklar ile başka ülkelere yayılmasını önlemek için uygulanan tedbirleri belirtmek gerekir. Veba çıktığında kemiricilere karşı alınan tedbirler de belirtilir. Hastalığı yayıcı böceklerle geçen Tüzüğe bağlı hastalıklar söz konusu olduğunda, bunlara karşı alınan tedbirler de belirtilir.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü Madde 7

1 – Üzerinde bulaşık bir bölge belirlenmiş ve bildirilmiş olan bir ülkenin sağlık yönetimi, bu bölge yeniden esen duruma gelir gelmez Örgüte bildirir.

2 – Bulaşık bir bölge, hastalığın yeniden çıkmasını ya da başka bölgelere yayılma olanağını önlemek için bütün koruyucu tedbirler alındığı ve bunlar sürdürüldüğü zaman; ve

a) Veba, kolera ya da çiçek sözkonusu olduğunda görülen son vakanın ölümden, iyileşmesinden veya tecridinden sonra bu Tüzükte saptanan kuluçka döneminin en az iki katına eşit bir zaman geçtiği ve hastalığın bitişik bir bölgeye yayılması için salgın belirtileri bulunmadığı zaman;

b) i) Aedes Aegypti’den başka bir vektör tarafından geçirilen bir sarı humma sözkonusu olduğunda, sarı humma virüsünün canlılık belirtisi görülmeksizin üç ay geçtiği zaman;

ii) Aedes Aegypti tarafından geçirilen bir sarı humma söz konusu olduğunda, insanda görülen son vakadan beri üç ay ya da Aedes Aegypti endeksi bir ay süreyle sürekli olarak yüzde birin altında tutulmuşsa son vakadan beri bir ay geçtiği

zaman;

c) i) Evcil kemiriciler vebasında son bulaşık hayvanın bulunması ya da yakalanmasından beri bir ay geçtiği zaman;

ii) Yaban kemiriciler vebasında, uluslararası trafik için bir tehdit olabilecek, liman ya da hava limanlarının oldukça

yakınında hastalık görülmeden üç ay geçtiği zaman yeniden esen duruma gelmiş sayılabilir.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü Madde 12

MADDE 12 3 den 8 e kadar olan Maddelerle 11 inci Madde uyarınca çekilen telgraf, teleks ya da yapılan her telefon konuşması durumun gerektirdiği öncelikten yararlanır. Tüzüğe bağlı bir hastalığın yayılma tehlikesi bulunduğu zaman, müstesna ivedi durumlarda haberler, uluslararası haberleşme anlaşmaları tarafından bunlara tanınan en üstün öncelikle verilir.

Açılacak Davada Yetkili Mahkeme :

Bu husus Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda(MÖHUK) belirtilmiştir.

5718 S.lı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun MADDE 34

Haksız fiiller

(1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tabidir.

(2) Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması halinde, zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır.

(3) Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması halinde bu ülke hukuku uygulanır.

(4) Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkan veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir.

(5) Taraflar, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.

Belirtildiği üzere haksız fiilde açılacak dava zararın meydana geldiği yer mahkemelerinde açılabilir.

Davacı olarak da ilerleyen süreçte başka haksız fiili gerçekleştiren kişi ya da ülke tespit edildiğinde bunları da davaya davacı olarak ekleyebileceğimizi söyleyebiliriz.

Sonuç ve Görüşümüz :

Dünyayı ve doğal olarak da ülkemizi sıkıntıya uğratmış Koronavirüs Salgını sebebiyle Çin’e , haksız fiilin 4 unsurunu da değerlendirirsek tazminat davası açılabileceğini kanaatimizce söyleyebiliriz.

Haksız fiilin 4 unsuru çerçevesinde değerlendirdiğimizde Koronavirüs hukuka aykırı unsur taşıyan bir fiildir. İnsanlara maddi ve manevi zarar vermiştir. Ortaya çıkan zarar bu fiil neticesinde meydana gelmiştir. Yani İlliyet bağı vardır. Çin’in bu fiili bilerek gerçekleştirmese bile yeterli önlemleri almadığı yani kusurlu olduğunu söylersek kanaatimizce yanlış olmaz.

Ulusal ve uluslararası haberler ve değerlendirmelere göre de Çin hastalığın ortaya çıkmasında veya ortaya çıktıktan sonra da yayılmasında belgeleri gizlemiş belki de kasti şekilde hastalığın yayılmasına neden olmuştur.

Şunu da belirtmemiz gerekir ki haberlerde çıkan ve iddia edilen raporlar doğru olmaya dabilir. Belki de Çin’i karalama maksadıyla da haberler bilinçli olarak doğru yansıtılmıyor da olabilir. Bir hukukçu olarak iddia edilen her raporun ve haberin doğru olacağını da söylemem yanlış olur.

Fakat şunu söylemeliyiz ki; iddiamızı ispat etmek koşuluyla dava açabiliriz. Dava sürecinde yeni kanıtlar hatta başka ülke ve kuruluşlar da davaya müdahil olabilir. Davamızı onlara da yöneltebiliriz. Ekonomik zararımızı karşılamalarını elbette isteyebiliriz.

Kısacası kanaatimizce dava açabilir ekonomik olarak zararımızı ilgililerden talep edebiliriz.

Av. Uğur ASLAN – Ankara Barosu

(Bu makale, sayın Av. Uğur Aslan tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)



Source link

reklam

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz